Neden Güçlüden Yana Olmalıyız?
28 Şubat 2026'dan beri soykırımcı İsrail ve Amerika, komşumuz İran'ı vuruyor. Türkiye'de halkın genelinden bağımsız olarak birtakım siyasetçilerin ve devlet adamlarının, İran aleyhinde beyanatta bulunduğuna, İran'ın bazı Arap ülkelerindeki Amerikan üslerini vurmasından dolayı kınandığına şahit olmaktayız.
***
Yine kimi tarikat ve cemaat sözcülerinin, politik-mezhepsel sâiklerle ve İran'ın geçmişte Suriye'de gösterdiği tavrı gerekçe göstererek: "Biz ne Amerika ve İsrail'i ne de İran'ı tutuyoruz" objektifliğiyle (!) hareket ettiklerini görüyoruz.
***
İki senedir her cuma hutbesinde Gazze ve Doğu Türkistan'a dua eden diyanetin dili, İran'daki sivil ölümlerle ilgili bir gündeme maalesef dönemedi. Dilini döndürmeyen şeyin ne olduğunu birtakım insanlar merak edebilir.
***
İran dememek için Gazze demekten de çekinen bir siyaset dili hâkim ortama.
***
Sürekli Mescid-i Aksa'nın kapalı olmasını vurgulayarak neyi örtme telaşındalar bir bakalım. İran, haritada o kadar uzak bir yere düşüyor olsa gerek ki öldürülen 170 kız çocuğu bile bu hassas ilgiden nasibini alamıyor hutbelerde.
***
Ben bu işin neden böyle olduğunu yine çocukluğuma ve ilk gençliğime dönerek anlamaya çalışacağım. Çünkü öğrencilik hayatım buna benzer bir filmi 30 sene önce bana seyrettirmişti.
***
Hem kavgada hem de spor müsabakalarında karşılaştığım ve temelinde kompleksli/psikolojik nedenlerin yattığı bir örnektir bu anlatacağım.
***
Zayıf bir arkadaş, haksız yere dayak yiyorsa sınıfımızdaki güçlü arkadaşlar; zayıfın lehinde, saldırgan güçlünün ise aleyhinde müdahalede bulunurdu. Adalete uygun, takdire şayan bu hareketi her zaman anlayabiliyordum.
***
Halbuki bizim sınıftan herhangi bir güçlü arkadaş, dışarıdan gelmiş kötü ve çok güçlü biriyle okul çıkışı karşı karşıya geldiğinde, ortamda öyle bir şey oluyordu ki işte ben bunun, neden böyle olduğunu her şey olup bittikten sonra anlayacaktım.
***
Sınıfımızda birçok güçlü arkadaş vardı. Bunlar birbirine düşman değillerdi. Hepsi de herhangi bir ortamda, zayıf tarafla güçlü tarafın karşı karşıya gelmesi durumlarında, gözünü budaktan sakınmadan zayıfın yanında yer alabilen kimselerdi. Fakat kendi sınıfımızdan herhangi bir güçlü öğrenciyle dışarıdan gelmiş saldırgan ve çok güçlü biri karşı karşıya geldiğinde, ilginç bir şekilde hiç müdahalede bulunmuyorlardı.
***
Güç dengesinin eşitliğinden mi böyle oluyordu? Hayır, çünkü bu kavganın içindeki sınıf arkadaşımız, ancak sınıfımızdaki diğer güçlüler kadar güçlüydü. Karşılarındaki yabancı ise çok güçlü.
***
Yani her daim zayıfların yanında yer alan arkadaşlar, burada hemen hemen kendileri kadar güçlü olan ve zor durumda bulunan arkadaşlarının yanında nedense durmuyorlardı.
***
Kavganın sonucu belliydi. Sınıf arkadaşımız, yabancı ve çok güçlü saldırgan biri karşısında dayak yiyecekti. Olayı kenardan izleyen ve kavganın dışında kalan sınıfımızın diğer güçlülerinin tavırları gittikçe garipleşmekteydi.
***
Kavga esnasında bizimki dayak yedikçe gözlerde bir mutluluk, yüz kaslarında bir gevşeme, dudaklarda alaycı bir gülümseme beliriyordu. Ne tuhaf bir hâletirûhiye…
***
Zayıf ve cesaretsiz olmamdan dolayı olaya müdahalede kendimi aciz ve mazur görüyordum. Oysa bizimkiler hem güçlü hem de cesurdular. Yapacakları ufak bir müdahaleyle öncesinde zayıflara destek çıktıkları gibi bu yabancıyı hemen püskürtebilir ve sınıf arkadaşımızı onun elinden kurtarabilirlerdi.
***
Hayır, hiçbir şey yapmıyorlardı. Kenardan sırıtarak seyrediyorlardı olan biteni. Kavgadan sonra yanlarına gidip neden arkadaşımızı bu halde yapayalnız bıraktınız diye sorduğumda, aldığım cevap şaşırtıcıydı.
***
Madem yumruğuna güvenmiyormuş ne diye bu kavgaya girmiş. Yeterince hazırlık yapmadan çok güçlü adamlara sataşılmazmış. Bedelini adama böyle ödetirlermiş... Bize mi güvenmişmiş?
***
Ben bu sözlerden hiçbir şey anlamıyordum. Çünkü dışarıdan kötü biri, kavga çıkarmaya gelmişti; meselenin göbeğine ise bizim sınıf arkadaşımız öyle ya da böyle düşmüştü. Bugün peş peşe ona vuran darbeler, yarın hepimizin başıma inmez miydi?
***
Öyleyse dışarıya karşı bizim sınıfça beraber olmamız gerekmiyor muydu? Bu soruyu dayak yiyen arkadaşa sordum. Benim hayretle sorduğum bu soruya o, sıradan bir şeymiş gibi cevap verdi:
***
-Bizimkilerin gözlerinden açıkça okunuyordu ne yapacakları. Beklenen bir şey... Bana yardım etmeyeceklerini adım gibi biliyordum, dedi. Hatta benim dayak yememi o kadar arzu ettiler ki... Bir yumruğum isabet etse; için için üzülüyorlardı. Ayağım kaymasaydı da ben bu ib...yi bir dövseydim... Hah! işte bizimkilerin ne kadar mutsuz olacaklarını o vakit görürdün. Sen bilmezsin, dedi. Ben bir defasında bu bizim sınıftaki güçlülerin hepsine posta koyan nah şu boyda, sırık gibi bir deveyi yere yıktım da benimle bir ay konuşmadılar. Neymiş, ben artistmişim...
***
Neden dedim, neden?
***
-Çünkü dedi, aynı sınıfta olsak da kendilerine denk bir güçte olduğum için öncelikle beni kendilerine rakip görüyorlar hep. Bir kez bile kavga etmediğim sınıf arkadaşlarım bunlar... Kıskançlık işte...
***
Ama zayıfın yanında oluyorlardı, dedim.
***
-Evet, dedi. Zayıfın yanında olmak kolay ve kârlı bir iş. Zayıfın elinden tutan bu âlemde baba olur, prestij kazanır. Güçlü sınıf arkadaşının yanında olmaksa rakip gördüğün bu arkadaşına puan kazandırır. Bu sebepten bizim pazusu kuvvetliler, sınıfın güçlüsünün destekçisi olmaz. Köstekçisi olur.
***
Ham hayallerle süslenmiş bu ergen tavrı, yani henüz kendini tanıyamamış bu çocukça hırsları şimdi anlayabiliyorum. Henüz olgunlaşamamış gençlerde bir yere kadar sırıtmıyor bu hâl.
***
Oysa gurur, bazen öyle bir ahmaklığa dönüşür ki yetişkin ruhlarda; düşman, yakıp yıkmak için komşunun kapısını tekmeleyip kırdığında, kenara çekilip umursamazca dev aynasında kendini seyre dalabilir. Komşu, teslim olmayı reddedip ne kadar dirense de bunu beyhude bir çaba olarak okutabilir. Komşuya gelen felakete karşı onu tedbirsizlikle suçlayıp mücadelenin kendisini takdir edemeyince, onun çevreye verdiği zararın hesabı tutulur, direncin kendisi kınanır ahmakça.
***
Komşu, bir püskürtebilirse felaketi, bunu komşunun ruhundan fışkıran bir kudret olarak görmeyi engelleyen kıskançlık perdeleri iner gözlere. İşkilli haberler... Kendini seyretmeye devam edersin dev aynasında. Ama ben de şöyleyim, böyleyim...
***
Kırarlar o aynayı kibrin bütün ihtişamıyla. Çarparlar yere kör eden gururu göstere göstere. Bu sebepten bugün Amerika ve İsrail'in karşısında Müslüman kardeşimiz ve komşumuz İran'ın yanında durmak, kendi yanımızda durmakla eş değerdir.
***
Amerikan gemilerini, uçaklarını, üslerini, İsrail şehirlerini vurabilen İran, güçlüdür. Türkiye kadar güçlüdür. O zaman, bu güce güç katmak, saldırgan epstein koalisyonuna karşı ergence tavırları bırakmak, güçlü komşumuza destek çıkmak şeytanın garazını besleyen gururdan arındıracaktır hepimizi.
***
Komplekse gerek yok!
***
İnsan, zayıfın yanında durduğunda güçlüye karşı; güçlünün yanında durduğunda ise nefsine karşı pozisyon almış olur.
***
Sadece zayıfın yanında durmak değildir onur.
***
Onur, haklı olduktan sonra güçlünün yanında da durabilmektir.
