Gerçekçi Kemalistler, Romantik İslamcılar
28 Şubat 2026'da başlatılan saldırılar karşısında, İran'ın; Amerika ve İsrail'e karşı göstermiş olduğu direniş, taşların nereye oturduğu noktasında, bölge ülkelerindeki hareketleri daha iyi anlamamıza yardımcı oluyor. Türkiye'deki manzaranın bir kısmına kısaca bakalım.
***
1979 İran İslam Devrimi'nin, Türkiye'ye devrim ihraç edeceği korkusu hatta paronayası, kemalizme yaslanan askerî ve siyasî çevreleri oldukça tedirgin etmekteydi. Türkiye içerisindeki en ufak dini talep, burayı İran'a döndürmek retoriğiyle itham edilmeye yetiyordu. Bir dönem, Uğur Mumcu ve birtakım gazetecilerin öldürülmesini; İran'a ve islamcılara bağlayan kemalist askerler, gazeteciler; bugün meselenin arkasında İsrail ve ajanlarının olduğunu bazı kanıtlar da ortaya koyarak çok net bir şekilde ifade ediyorlar.
***
Kemalistlerin başından beri göremedikleri şey; oradaki şah yönetiminin köksüzlüğünün karşısında, İran İslam Devrimi'nin, İngiliz sömürüsüne ve Amerikan emperyalizmine karşı gösterdiği halkçı tutum ve direnişti. Rejim; baskıcıymış, teokratikmiş, ilerici değilmiş... Bunlar, İran milletinin kendi iç sorunlarıydı ve bu ülkedeki politik dinamikler, Türkiye'den çok farklı işlemekteydi. Ama dünyadaki hakim güçlerin kamerayı yaklaştırırken oluşturdukları şeklî illüzyon, İran'ı dünyaya gösterirken seyircileri bir noktada tuzağa düşürmeye yetiyordu ve bizim kemalistimiz, pozitivist kodlarından gelen hassasiyetle bu zokayı hemencecik yutuyordu.
***
Kemalist aydınlar, bu yakın tarihin özeleştirisini, kendi içlerinde henüz tam olarak yapmasalar da şu anda durdukları konum, dünkü hatalı tavırdan döndüklerini ispatlar niteliktedir. Çünkü Filistin Soykırımı başladığından beri, hatta daha öncesine de gidebiliriz, İran'ın durduğu yerin bölge konjonktürü açısından kilit bir rol olduğunu sürekli dile getiriyorlar.
***
İsrail siyonist yayılmacılığının ve Amerikan emperyalizminin kuşatmasına karşı yazı yazan ve ekranalara çıkıp yorum yapan alanının uzmanı atatürkçü/kemalist askerlerin, gazetecilerin; Türkiye'nin ve bölgenin lehine geliştirilecek politikalar üzerine yaptıkları analizler, bize tekrar tekrar bir şeyi hatırlatıyor: Necmettin Erbakan.
***
Necmettin Erbakan; İran'ı çökertmek için çıkartılan İran-Irak Savaşı'nı, yıllardır sürdürülen ambargoların mahiyetini amerikan/siyonizm politikası bağlamında çok iyi bildiğinden, İran'la ilişkilerin her daim iyi tutulmasından yanaydı. Bu ülkeye bir şey olmasını, Türkiye'ye bir şey olmakla eş değer addetmekte, Türkiye'nin güvenliğini, İran'ın güvenliğinden başlatmaktaydı.
***
Anlaşılamadı!
***
Sadece kemalistler mi? Hayır, mış gibi gözüken islamcılar da...
***
Peki, o dönem, Türkiye'deki İslamcıların İran İslam Devrimi'ni desteklemesinin gerçekçi bir zemini var mıydı? Hayır, İran'daki ne İngiliz sömürüsünden ve işgallerinden ne de Amerikan emperyalizminden agah olamamış bu romantik kitlenin, İran Devrimi'ni hazırlayan tercüme metinleri bile doğru bir zeminde anlama ortamı oluşmamıştı.
***
Allahu ekber!
Humeyni rehber!
deyip koltuğunun altında Ali Şeriati, Mutahhari, Beheşti, Suruş'la gezen insanlar, kısa bir süre sonra İran rejimini şeytanlaştırmak konusunda Amerika ve İsrail'le yarışır bir pozisyona düştüler.
***
Meğer İran'ın mezhebi Şia imiş. Mezhepleri dinmiş, dinleri mezhep... Şii yayılmacılığı denen bir şey varmış. Ve nihayet Suriye'deki savaş da İran'ın nasıl bir halk, nasıl bir rejim, nasıl bir devlet olduğunu ümmete göstermiş. Filistin'e yardım ediyor gözüküp aslında bölgede iktidar kurmakmış amaçları. İsrail'e karşı tiyatro oynayan kağıttan bir kaplanmış. Yemen'de ve Lübnan'da bir fitne varsa müsebbibi hep İran'mış...
***
İran'ın kabarık sicili islamcıların elinde böyle uzayıp gider... Bugün kemalist aydınların, gazetecilerin, askerlerin ortaya koydukları anti-emperyalist tavrın gerçekliği; bize islamcıların sadece dünün romantik İrancısı olduğunu hatırlatmıyor. Artık onların basbayağı Amerikancı olduğunu da açığa çıkarıyor. Amerika ve İsrail'e değil de İran'a parmak sallayan ve Körfez ülkelerinin hâmiliğine soyunan Türkiye'deki birtakım politikacıların Kissingerlik rollerini oldukça özümsemiş olmalarından da bunu rahatlıkla anlayabiliriz.
***
Kaderin cilvesi bu. Necmettin Erbakan'ın perspektifi kemalistlerde tecessüm etti; onları batıcılıkla tesmiye eden islamcılarsa, küreselcilerle bir hizaya geldi.
