Asitler, Bazlar ve Küfürler
Şimdilerde 5. sınıfa, ortaokul diyorlar. Bizim çocukluğumuzda ortaokul 6. sınıfta başlardı. Aradaki farkı pedogojik ya da müfredat açısından konuşmaya meraklı değilim. Fakat şu bir vakıaydı ki 5. sınıftakiler çocuktu. 6. sınıftakiler yani orta bire gidenler, henüz adam olmasa bile yine de çocuk sayılmazlardı. Her şeyden önce, 5. sınıfta önlük giymeye devam ederken; orta birde artık takım elbise giyip, kravat takardık.
***
Öncesinde olmayan pek çok aykırı işler de orta birde başlardı. Gece dışarı çıkma, küfürlü konuşma, sigara içme, yasaklı yayınlara bakma, hırsızlık yapma, çete kurup kavga etme... Ortaokul, sanki Pal Sokağı Çocukları'nda olduğu gibi bir iktidar halesi oluşturmaya çalışılanların özgürlük meydanıydı. Bu menfi özelliklerin tamamı herkeste olmasa da en az biri-ikisi, orta bire geçmişsen, adam olmanın alâmeti olarak sende de olmalıydı. Hiçbiri sende yoksa büyüyememişsindir. Dolayısıyla sana bunu hissettirecek, birtakım küçük düşürücü argo sıfatlara karşı hazır olmalısın her ortamda.
***
Ergenlikle beraber çatallanan kalın sesle küfretmenin; hayvanların etrafa korku yayan kükreme refleksine benzeyen bir yönü vardır. Her iki laftan birini küfürle tamamlamaktan bahsetmiyorum. Orası hafifliğe kaçardı ki tesiri kalmazdı ortamda. Benim bu yazıyla anlatmaya çalışacağım küfretmek, biraz da turnusol kağıdına benzeyen belirleyici bir şeydi...
***
Malum ya... Zaten asitler ve bazlar konusunu da orta birde görürdük. Mavi turnusol kağıdı, asitlerde kırmızıya; kırmızı turnusol kağıdı ise bazlarda maviye dönerdi. Gruplardan bir kişi, başka gruptan biriyle bozuşmuşsa, bozuştuğu kişiye karşı şiddetli bir öfke halindeyse, fırsatını bulduğunda düşmanını haklamayı gözüne koyduysa... ağzından çıkan sövgü/küfür ifadeleri çok içten olurdu. Gırtlaktan hırıltıyla yükselip tükürük salya boşalırdı kelimeler... Herkesin yüzü, ya Rabbi şükür, olurdu... Öyle ki kişioğlu, aynı gruptaki arkadaşlarının; kendi yanında olup olmadığını, onların da kendisi gibi samimi küfredip edemedikleri üzerinden anlardı.
***
Tepki ölçmenin ilk aracı, küfretmekti... Dilinin ucuyla, dudağını büke büke, zoraki sövüyorsan, sende bir arıza olduğu hemen tespit edilirdi.
***
Şüphelisin!
***
Bir nevi üflediğin alkolmetre gibi, ağzından çıkan küfürün cinsini ve söyleme şeklini koklayıp ölçerlerdi mekânda. Ayak yapma! Sen de onlardansın, dendi mi, iş bitti! Küfründe yalancısın!
***
İhanet gibi bir şeydi bu. Küfrün sonrası dövüş olabileceği için, küfründe yalancı olmak, satış demekti. Bunun yanında ona; onun yanında buna söven iki yüzlü, münafık kimseler, belli bir zaman sonra yalnız kalırlardı. Mesele, küfrün ağza yakışıp yakışmama mevzuu değildi. Hiç küfretmeyen kişiye zorla küfrettirilmezdi zaten. Onun da bağlılığını, başka tavrından okurlardı. Sınama, rol yapanların yapmacıklığının açığa çıkmasıydı.
***
Bu yazıyı, küfründe samimi olmayanlar için yazdım. Filistin'de soykırım, Lübnan'da katliamlar devam ederken biteviye... İran'da minicik kız çocukları okul sıralarında yanarken cayır cayır... Amerika, İsrail diye diye meydanlarda, stk platformlarında, kermeslerde, sosyal medyada şurada burada telin etme, küfretme yarışına girenlerin, Ankara'ya demir atmış NATO'nun kanlı çapası karşısındaki içler acısı hallerine bakalım. Lâl u epsem dilleriniz, neyi ketmediyor şimdi? Rasyonel, soğukkanlı, stratejik, taktiksel... Hangisi sizin vicdanınız?
