İstiklâl Marşı’nın Şairi ve Devletsiz Bir Cenaze
İstiklâl Marşı’nın Şairi ve Devletsiz Bir Cenaze
Mehmet Âkif Ersoy, Türkiye Büyük Millet Meclisi tarafından 12 Mart 1921’de kabul edilen İstiklâl Marşı’nın şairidir. Bu marş, Türkiye Cumhuriyeti’nin resmî millî marşıdır ve Anayasa’da güvence altındadır. Bu bilgi tartışmasızdır, nettir, resmîdir.
Yine resmî kayıtlara göre Mehmet Âkif Ersoy, 27 Aralık 1936 tarihinde İstanbul’da vefat etmiştir. Cenazesi 28 Aralık 1936’da Beyazıt Camii’nden kaldırılmıştır. Ancak bu cenaze, devlet töreni statüsünde değildir. Dönemin gazeteleri, arşiv kayıtları ve tanıklıklar incelendiğinde; cenazede devlet erkânının, resmî bir protokolün ve hükümet temsilcilerinin yer almadığı açıkça görülmektedir.
Resmî Gerçek: Devlet Töreni Yok
Bu da bir başka resmî gerçeği ortaya koyar: İstiklâl Marşı’nın şairi, resmî bir devlet töreniyle uğurlanmamıştır.
Peki Cenazeyi Kim Kaldırmıştır?
Başta İstanbul Üniversitesi olmak üzere, dönemin yükseköğrenim kurumlarında okuyan üniversite öğrencileri. Gazete arşivlerinde, gençlerin tabutu omuzlayarak Beyazıt’tan Edirnekapı Şehitliği’ne kadar yürüdüğü kayıt altına alınmıştır. Resmî sıfatları yoktur. Ama tarihsel rolleri vardır.
Dönemin Siyasal ve İdeolojik Atmosferi
Bu tablo, bir ihmalin ötesinde, dönemin siyasal ve ideolojik atmosferiyle ilgilidir. Mehmet Âkif, Cumhuriyet’in ilk yıllarında resmî kültür politikalarıyla örtüşmeyen bir duruşa sahiptir. Hayatının son yıllarını Mısır’da geçirmesi, düşünsel çizgisi ve eleştirel dili, onu dönemin resmî merkezinden uzak tutmuştur. Bu da devletin, ölümünde sessiz kalmasının arka planını açıklar.
Milletin Hafızası ve Toplumsal Bellek
Ancak devletlerin tavrı ile milletin hafızası her zaman örtüşmez. Nitekim Mehmet Âkif Ersoy’un cenazesinde ortaya çıkan tablo, resmî tarihten ziyade toplumsal hafızanın bir yansımasıdır. Gençlerin, hiçbir talimat olmadan, kendiliğinden organize olarak cenazeye sahip çıkması; bir saygı duruşu değil, bir tarih notudur.
Bugün Mehmet Âkif Ersoy
Bugün Mehmet Âkif Ersoy’un adı; kanunlarla, anma günleriyle, kurum isimleriyle yaşatılmaktadır. Bu da yine resmî bir gerçektir. Ancak gazetecilik, sadece bugünün tabelalarına değil, dünün fotoğraflarına da bakmayı gerektirir.
Dünün Fotoğrafı: Gençlerin Omuzladığı Tabut
O fotoğrafta şunu görürüz: İstiklâl Marşı’nı yazan adamın tabutunu, devletin değil, gençlerin omuzladığını.
Belgeli Bir Vaka ve Tarihsel Bir Soru
Bu durum bir polemik konusu değil, belgeli bir vakadır. Ve her belge gibi, bize şu soruyu sordurur: Bir ülke, kendisini ayağa kaldıran isimleri hayattayken ve vefatında nasıl hatırlamalıdır? Tarih bu soruyu sormaya devam eder. Cevap vermek ise, hâlâ bizim sorumluluğumuzdur.
