GÜN DOĞUMU (KİLCİLER)
GÜN DOĞUMU (KİLCİLER)
Sırmalandı bulutların kenarı kınasıyla güneşin
Yıkıldı gün dağların ardınca çakır dikenlerinin üstüne
Gümüşe döndü sarı tarlalar sırtın dibinde
Kilciler şafakla uğurluyordu sığırtmaçları
Çobanlar azıkları belinde sürdüler sürüleri
Seğirttiler ekine dalan sürülerin üstüne
Ovadaki otlar yarı pırıltılı yarı gölgeli
Bir atlı yaklaştı koval çayıra,
Bülbül ve nal sesleri arasında gün kuşluk oldu.
Gölgeler kısaldı, eridikçe eridi ışıkla dağlar taşlar.
Altın tozu muydu, ekin tozu mu atın ardınca tozan
Gün doğdu, kurudu dili damağı harmanın
Dönerken düvenle sapların üstünde gözleri kamaştı öksüz Ali'nin
Kırbasından içerken serin suyu aktı göğsünden harman yerine
Gün alabildiğince sardı obaların üstüne
Ah çekti ah yanaşma Ali kaderine... yine gün doğdu hayalleri üstüne,
Yandı kavruldu da bir türkü tutturdu garip Ali'm...
"Ak gülüm uyanmıyor, mislere boyanmıyor
Küçücükten yar sevdim, hiç kalbim dayanmıyor..."
Uzaktan köyüne baktı, gün doğmuştu Kilciler'in üstüne...
Gün, babası gibi sarmaladı öksüz Ali'yi hiç boşluk birakmadan
Babası çok severdi, sarardı, kucaklardı Ali'yi gün gibi.
Bismillah dedi Ali, geçti başına çiftin.
Kaç gün doğdu, kaç gün böyle geçti...
Büyüdü de destanlaştı Ali'ler, şimdi hepsi birer aslan oldu.
