Övünç Ya da Utanç
“ÖVÜNÇ” ya da “UTANÇ”…Bu iki kelime çok önemli bir kavram. İnsanlar bir iş yapar aslında utanması yüzü kızarması gerekirken yaptıkları iş ile sanki iyi bir marifet yapmış gibi övünürler. Evet… Şimdi bu yazı başlığını okuyunca benim farklı bir konuda yazacağımı düşündünüz değil mi? Beklide “İzzet yine kavga edecek” deyip sitem edeceksiniz. Diyorum ya benim kavgamda bitmez sevdamda. Neyse; Şimdi ben asıl konumuza geçmek istiyorum.
Devleti değil de cebini düşünen toplum haline getirilmeye çalışıyoruz bunu yapmaya çalışan da bizzat bizleri yönetenler.Amaç;Önce halkı fakirleştir,sonra fakirliğinden faydalan….Son zamanlarda, özellikle 22 Temmuz’da gerçekleştirilen milletvekili seçimlerinden önce bunu fazlasıyla yaşadık.“Bu şunu verdi, o niye vermiyordu.’’ O böyle yapmıyordu, bu böyle yapıyor’’, ‘’Ben cebime girene bakarım’’gibi laflar. Ama verenin nasıl ve nereden verdiğini, kaynağını hiç kimse sormuyordu, kaynak iç ve dış borçlar mı-kar eden kuruluşlarımızın yok pahasına her önüne gelene satılması mı? Niye sorsun ki diğerleri vermiyordu bu veriyor ya, tek düşünce benim cebime girsin de nereden gelirse gelsin. Halkımızın,’’nereden gelirse gelsin’’ gibi aslında çok tehlikeli olan bu düşünceye yönelmesinin sebebinedir? Ne sonuç getirir?
Dünyada en fazla faiz veren ülkelerden biri olduğumuzu söyleyen ekonomistler var. Övündüğümüz bu yabancı sermaye girişi dolayısıyla faizlerin düşmesi, ücretli çalışanların bankalara borçlanması sonucu para dolaşımdan çekilmiştir. Ücretlinin aldığı maaşın büyük bir kısmının bankalara kesilmesi nedeniyle elinde karnını doyurmaya yetecek parası kalmamıştır. Bunları görebilmek için ekonomi uzmanı olmaya falan gerek yok. Taraklı’ da bile yaşanan ekonomik sıkıntının sebebi budur. Üreticinin ise “malımı satayım da ne olursa olsun” mantığı ürettiği malı maliyetinin de altında bir fiyata satmasına sebep olmuştur. Fiyatları hükümetçe tespit edilen mallara taban fiyatın gayet düşük tutulmasıyla beraber nihai tüketicinin bu ürünleri ucuza alması sağlanmıştır. “Bakın bu mevsimde şu sebzeyi şu meyveyi şu fiyattan alabiliyorsunuz, ürünlerdeki fiyatlar 5 yıl öncekiyle hemen hemen aynı’’ laflar ile tüketicinin gönlü kazanılmaktadır. Ürününe para vermeyerek üretimden vazgeçirdiği ve fakirleştirdiği çiftçiye ve üreticiye de kömür, gıda paketleri, sosyal yardımlar ve yeşil kartlar dağıtarak gönülleri hoş tutulmaktadır.
Çiftçi ne yapsın ürettiği para etmiyor nasıl olsa, üretimden vazgeçiyor. Üretimden vazgeçen çiftçi fakirleştiği için ne yapacak: Tabi ki hükümetin dağıttığı kömür ve gıda paketleri, sosyal yardımlar ve yeşil kart, oh gel keyfim gel. Çalışmaya üretmeye gerek yok, hoş üretse emeğini, masrafını kurtaramıyor en iyisi üretmeden vazgeçip hazıra konmak. Tembelliğe alışan üretici seçim zamanı geldiğinde ise “aman ha bunlar iktidardan uzaklaşmasın” kömür, gıda paketleri, desteklemeler kesilmesin düşüncesine kapılmaktadır. Hükümete göre her şey tıkırında durumdan memnun. İktidar kendine bağlı sapasağlam bir değil iki kitle oluşturdu. Biri ürünü ucuz alan tüketici diğeri de fakirleştirilerek hükümetin vereceği kömür, gıda paketleri ve sosyal yardıma muhtaç üretici.
Burada asıl amaç, kaynağı ne olursa olsun elde edilen paranın fakirleştirilen halka dağıtılmasıyla gizli ve gerçek amaç için halktan siyasi destek almak.
—Çalışmayan, üretmeyen, fakirleştirilmiş ve dolayısıyla hazıra alışmış, alışılmışın dışında,
—Avrupa Birliği sevdasına Türklüğüne hakaret edilmesini, hatta terörist başına sayın şehitlerine kelle denilmesini bile makul karşılayacak bir Türk Halkı,
— Sata sata satacak mülkü kalmayan bir Türkiye Ülkemizin dünya devi olmasını isteyen (!) dış güçler, kendi menfaatleri için mi yoksa Türkiye Cumhuriyeti’nin menfaatleri için mi bize destek oluyorlar? Yoksa istedikleri Türkiye bumu?
Durmak yok, yola devam… Alınacak daha çok borç, satılacak kadar çok toprağımız, kâr eden birçok kuruluşumuz, Avrupa Birliği uğruna verilecek tavizlerimiz var.

