Taraklı gerçeği ve geleceği
Hiç kimse söylediklerime gücenmesin.Hepimiz bu harmanda savrulduk,gayretince ve kaderince ! Kâh oturduk savuranı seyrettik,kâh sap olduk,saman olduk savrulduk,kimi zaman sapla samanı karıştırıp! sapı savurmaya kalktık…Ne sap saman oldu savruldu,ne de dane saptan ayrıldı…Sonra kader dedik kendi çizdiğimiz yazgıya,kılıf giydirmeye çalıştık yaşadıklarımıza…
Kader deyince Mahatma Gandi’nin şu sözleri geldi aklıma. “Söylediklerinize dikkat edin; düşüncelere dönüşür… Düşüncelerinize dikkat edin; duygularınıza dönüşür… Duygularınıza dikkat edin; davranışlarınıza dönüşür… Davranışlarınıza dikkat edin; alışkanlıklarınıza dönüşür… Alışkanlıklarınıza dikkat edin; değerlerinize dönüşür… Değerlerinize dikkat edin; karakterinize dönüşür… Karakterinize dikkat edin; kaderinize dönüşür…”
Evet bir kader yazıldı Taraklıda yıllardır süregelen;tembelliğin sonucuna kanaat,yanlışların neticesine tevekkül adını koyarak…Üreten,topluma bir değer katanları da “dünyaya omuz vermek”le yargılayan bir düşüncenin ataletini yaşıyoruz.Üretim iç güdümüzü,laf üretmekle tatmin olan,”boş gezenin boş kalfalarını” değil,çalışanları eleştiren,onların kazançlarını hesap ederek vakit geçirmeyi de bir alışkanlık ve kültür haline getirdik adeta.Yanlışlara tepkiyi ,yanlışı yapanlara değil;yazın “kestane gölgesinde” kışın kahvehanelerde, perde arkasından veya masa başında şeytan taşlayarak fitne sebebi olacak dedikodu ya çevirdik.Sanki “Beni sokmayan yılan bin yaşasın” korkaklığını ve haysiyetsizliğini farkında olmadan yaşam felsefesi haline getirdik.Ve çizdiğimiz fasit dairelerde dolandık durduk;hep birbirimizin kuyusunu kazmaya çalışarak…Ya egomuzu tatmin,ya da menfaatlerimizi koruma adına “Ben” olarak yaşamayı tercih ettik.”Biz” olamadık nedense…Bunlar yargılayıcı ve acı sözler biliyorum.Ama “dost acı söyler” demişler.Ben acizane Taraklı dostuyum (sevdalısı değil)!.. Bilirim “sevda”nın ne demek olduğunu.Ne o sözün arkasına saklanacak kadar iki yüzlü,ne de o mânâyı tartacak kadar ağır olmadığımı biliyorum…Hakikatler acıdır ama meyvesi tatlıdır hep…Belki yaşı otuzun altında olanlar anlamakta zorlanabilirler sözlerimi.Çünkü geçmişi bilmek,şu anı değerlendirmeye,hali bilmek de geleceğe ışık tutar.
“Goca köprü”den başlar Taraklının merkez batı sınırı.İki direğin uzatılıp üzerine aykırı tahtaların çakıldığı üzerinden ancak insan ve at arabalarının zor geçtiği köprülerin yanında ,ahşap da olsa üzerinden o zamanın en fazla on tonluk kamyonlarının geçtiği bir koca köprü ;bir başlangıç noktası ve semboldü o mesafe tariflerinde...Bir yıl sarımsak ektiği için “İsmail Hakkı’nın sarımsaklığı” olarak mevki adı olan doğu sınırına kadar uzanırdı Taraklının bahçeleri.Bu vadide uzanan arazide ekilmeyen,işlenmeyen hiçbir yer yoktu ”Hatcâba bahçalarından” başka.Hacı Tevfik’in hanımı Hatice teyzenin Taraklının her tarafında birer ikişer dönümlük o günden bu güne hiç ekilip biçilmeyen bahçeleri de imarsız bahçelerin sembolü olmuş, bahçesini iyi imar etmeyenlere bahçen “Hatcâba bahçası”gibi olmuş denirdi.Elli beş yıl öncesinden söz ediyorum bir fotoğrafı tarif edebilmek için.Bu arazinin tamamı işlenir,sebze,meyve ve yem bitkileri,hububat ve pirinç dahi ekilirdi.Bir teşebbüs ve mücadele ruhu vardı üretim için.O günün meşhur tüccarları da bu işlerle meşgul olurdu aynı zamanda.”Akaylar”ın ,“Kadı Ahmet”lerin,”Nuri efendilerin Emin”in, esnaflıklarıyla beraber giden o günlerin tekniğine uygun meyve bahçeleri vardı.Yerli olan ,memur olanlar da ziraatla uğraşılardı PTT memuru babam,Telgrafçı Kemal bey,annemin ve benim de öğretmenim olan Avni bey gibi.(Allah rahmet eylesin hepsine)
Taraklı bir ticaret merkeziydi.Taraklının ticari potansiyeli,zirai üretiminden önde gitmiştir her zaman. Bölgesinde,Mudurnu, Göynük,Gölpazarı,Geyve,Pamukova bizim ticari ve zanaat etkinliğimizin alanı içindeydi.İstanbul bazı mallarda piyasa verebildiğimiz ihracat kapımızdı.Günün geçerli bütün el zanaatları ustalığı Taraklıda mevcut üretim halindeydi. Ayakkabıcılık,terzilik,semercilik, nalbantlık, mutaflık,kaşıkçılık,dülgerlik,demircilik,berberlik ,şeker ve helvacılık,kalaycılık hemen aklıma gelenler.Komşu ilçelerde birçoğu bulunmayan bu zanaatların birçok ustalarını ve çıraklarını Taraklı yetiştirmiştir.
Ben hep batının Kayseri’si gibi bakmışımdır Taraklıya.Gerçekten sosyal genlerinde ticari kabiliyet vardır.Ve geçmişte bu rüştünü ispat etmiş;büyük tüccarlar yetiştirmiştir.Burada aklıma gelenleri anmayı da bir vefa borcu sayarım.Benim devrine yetiştiğim eskisinden başlarsak “Hacı Rıfatlar”, “Hacı Mollalar” ,”Hacı Gurular”ın (Zeki ve Rıfat Kuru),”Gadı Amet”(Ahmet Tezel),”Gadı Rıfat”(Rıfat Tezel),”Sarhoş İhsan”(İhsan Küçükçınar),”Gambur Tefik”(Tevfik Kaymaz),”Deli Gadir veya Goca Gadir”(Kadir Sayın),”Ramis Rıfat”(Rıfat Özkan),”Gunduracı Ömer”(Ömer Demiraslan) bunların dışında en ilginç tüccar “Topal Etemin Nuri veya Tombak Nuri”(Nuri Doğu) aklına gelebilen her şeyi alan,domuz eriği çekirdeğinden beygir kuyruğuna,cam kırığından demir hurdasına,yün çorap eskisinden acı erik pestiline her mala pazar bulabilen üstün kabiliyet.Allah hepsine rahmet eylesin. Bir devrin ticaret dinamikleri.Bunlar Taraklı dışına hatta ülke dışına yapılan ticaretin Taraklı ayaklarıydı.Ve Taraklı halkının büyük çoğunluğu küçük esnaf,zanaatkardı.
Peki sonra ne oldu ? Bir sonraki nesle miras bırakılamadı bu dinamizm.Ticari,zirai erozyona uğradık.Kısaca yukarıda çizdiğim manzaranın bir portresi kalmadı Taraklıda.Peki neden,niçin,nasıl bu hale geldik? Bu soruların karşılığını kendimizi zorlayarak,nefsimizi de üzerek! cevaplamaya çalışırsak belki doğrulara da o kadar yaklaşmış olacağız…Acaba bu kayıplarımız bu günlerimize sebep mi , kendileri bir sonuç mu? Yoksa yazımın başındaki acımasız görülebilecek tespitlerin sonucu mu?Bence bütün olanların sosyal,kültürel,ekonomik ve siyasal sebepleri var.Bir dahaki yazımda bunları paylaşmaya çalışacağım.
Devam edecek olan bu serinin bir “Taraklı forumu” olmasını ümit eder,bütün okuyucuların gerçek kimlikleriyle ufuk açacak yorumlarının Taraklının menfaatine olacağına inanıyorum.
Selam,saygı ve esenlik dileklerimle…

