Askıya Çekilmiş Bir Hayat
Kahvehanede duvara çakılı bir askı... Askıya asılmış bir pazar çantası... Pembe, sarı, mavi... Renkleri solmuş, çizgili, naylon... Sapı iyice gerilmiş içindeki ağırlıktan. Fakat şişkin de değil, dibe çökmüş. Ne olduğu anlaşılmıyor dışarıdan bakınca. Bir haftadır orada.
***
- Lan Fazlı! Bu çanta kimin? Bir haftadır asılı duruyor burada...
-Fethi'nin ya... Bıraktı gitti... Gelmiyor bu sıralar köyden.
***
Picasso'nun tablolarındaki geometrik kafa ve çehreye sahipti Fethi abi. Keskin yüz hatlarını, bir ilkokul çocuğu resmedebilirdi defterine. Kaslı kolları, yürürken bedenine daima otuz derecelik bir mesafe bırakıyordu. Bir omzunun genişliği, normal bir adamın iki omuz genişliği kadardı abartısız.
***
Simsiyah saçları, kavisli dudakları, esmer, her daim matruş suratında parlayan kurum gibi simsiyah bıyıklarıyla ölçülü, yakışıklı bir yüze sahipti. Elleri büyüktü, parmakları biçimli. Orta boylu, geniş göğüslü. Vücudu heybetli; ama şişman değildi.
***
Dedem; evimizin arkasındaki, hasıllık denilen küçük bahçeyi yükseltmek için iki traktör taş, iki traktör de toprak getirtmişti köyden. Kaya gibi iri taşları kendi başına bahçeye attı bir günde.
***
-Ben işten çekinmem Hacı abi, sen bana ne yapacağımı göster!
***
Dedem, bir çocuk gibi sevinmiş bu sözlere. Öyle ki akşam evde gülerek tekrar ediyordu Fethi abinin sözlerini: "Ben işten çekinmem Hacı abi, sen bana ne yapacağımı göster!"
***
Nasıl söylemişti? Ben sesini hiç duymamıştım. Konuşacağını sandığım zamanlarda, sadece çenesi oynar; ama bir kelimelik laf çıkarmazdı kalabalık gibi gözüken ağzından. Kendi kendine gevelediği bir şeyler vardır elbet derdim. Ne kadar da çok konuşuyor aslında; ama hiçbir şeyi duymuyorum. Yakınına oturduğumda fark etmiştim sakız çiğner gibi birbirine çarpan damaklarını... Çenesi kasılıp gevşiyordu. Ağzında, bir tek diş yoktu.
***
Sessizdi. Çok az kişiyle çok az konuşurmuş. Sonradan dostum Serkan'dan öğrendim.
-Bana bira ısmarlardı, dedi meyhanede. Dertli, ciddi bir adamdı. Az konuşurdu.
***
Kahvehanede sınıf arkadaşım Selami çalışıyor ya... Ben de orada takılıyorum. Akrep Nurettin, Polis Naci, Ecevit Nuri, Forson Mustafa, Katip Nuri, Kırmızı Fahri, Cozuk Hayati, İrehen Kemal, Gencağa... Müdavimi çok Fazlı abinin çayının...
***
-Lan Fazlı! Fethi hâlâ gelmedi mi çantayı almaya?
-Gelmedi Nuri abi. Bıraktı gitti... Gelmiyor bu sıralar köyden.
***
Ertesi günü, sabah erkenden gittim kahvehaneye. Kazan, yeni kaynamıştı; ama henüz oturmamıştı çay. Ihlamur vereyim dedi Fazlı abi sobanın üstünden. Çantanın tam altına oturdum.
***
-Fethi, dedi dün gece Fazlı abi... Fethi...
***
Kahvehanede duvara çakılı bir askı... Askıya asılmış bir pazar çantası... Pembe, sarı, mavi... Renkleri solmuş, çizgili, naylon... Sapı iyice gerilmiş içindeki ağırlıktan. Fakat şişkin de değil, dibe çökmüş. Ne olduğu anlaşılmıyor dışarıdan bakınca. On beş gündür orada. İçinde ne mi var?
***
Bir çekiç, bir de murç...
