Vahyin Gölgesinde Kadın ve Fıtrat
Video İçeriğinden Otomatik Olarak Özetlenmiştir.
Vahiy ve Aklın Birlikteliği
Bakara 240, 241, 242 Ayetler 1. Bölüm
Kur'an-ı Kerim, hükümlerini ortaya koyarken bizi daima düşünmeye ve aklımızı kullanmaya davet eder. Vahiy ve akıl birlikteliği dinin anlaşılmasında en temel unsurdur. Yüce Allah, ayetlerini bizlere aklımızla anlayalım, kavrayalım ve irademizle hayatımıza taşıyalım diye açıklar. Zira din, iradeye yönelik bir tekliftir. Akıl, hikmetin yabancısı değildir; altını çizerek söylüyorum, tam tersine onun yoldaşı ve taşıyıcısıdır. Bizler Allah’ın ayetlerini aklımızla anlamaz ve üzerinde düşünmezsek, o ayetlerin hayatımızda onarıcı bir karşılığını göremeyiz.
İlahi Hikmet ve Aile Kurumu
Dinin kuralları kuru birer kanun metni değildir. İnsanı insan yapmadıkça, onu belli bir kemale erdirmedikçe ve zaaflarını onarmadıkça salt kuralların toplumu ıslah etmesi beklenemez. Bu ilahi hikmetin en bariz tecelli ettiği alanların başında ise aile kurumu ve kadının toplumsal statüsü gelir.
Tarihsel Perspektifte Kadın Hakları
Hukuk tarihi alanındaki araştırmalar bize şunu çok net göstermektedir: Tarihte kanun yoluyla kadının hukuki durumunu belirleyen ve ona bağımsız bir statü tanıyan ilk sistem İslam'dır. Batı hukukunun temeli sayılan, muhteşem bir sisteme sahip olmasına rağmen ahlaken çöktüğü için toplumunu kurtaramayan Roma hukukunda dahi kadın, kocasının bir "mülkü" olarak görülmüş ve ona müstakil bir statü tanınmamıştır. Bu, tarihi bir vakıadır. Kur'an ise kadını bir "huzur kaynağı" (Rum Sûresi, 21) olarak tanımlamış, insanlık ortak paydasında kadın ve erkeği birbirinin tamamlayıcısı kılmış, aralarında hiçbir derece farkı gözetmemiştir.
Kur'an'ın Şefkat ve Güvence Sistemi
Kur'an'ın aile hukukuna, bilhassa da eşi vefat eden veya boşanan kadınların durumuna yaklaşımı, emsalsiz bir şefkat ve güvence sistemidir. Bakara Sûresi’nde yer alan hükümler, kadının hiçbir şartta mağdur edilmemesini, çaresiz kalıp sokağa atılmamasını temel gaye edinir. Eşi vefat eden kadına iddet süresince barınma imkânı sunulurken, yoksulluk çekmemesi için bir yıl boyunca geçiminin sağlanması kocaya vasiyet, geride kalanlara ise vicdani bir görev olarak yüklenmiştir. Kadın dilerse bu süreyi koca evinde geçirir, dilerse kendi yolunu çizer. Görüldüğü üzere Kur'an, kadına kendi iradesini kullanma ve geleceğini belirleme hakkı tanımaktadır.
Boşanmada Adalet ve İhsan
Evlilik, İslam’da karşılıklı iyi niyete dayanan bir kurumdur. Ne var ki, insanın zaaflarından ve zayıflıklarından dolayı bazen bu yuvanın dağılması kaçınılmaz olabilir. Ancak Kur'an, boşanma gibi en olumsuz ve acı bir durumda dahi adaleti ve ihsanı elden bırakmamayı emreder. Boşanmayı bir kin, öfke ve intikam aracına dönüştürmeyi kesinlikle yasaklar. Boşanan kadınlara, hakları olan nafaka ve mehirin dışında "meta" (gönül alıcı, onları memnun edecek bir hediye veya imkân) verilmesi, Kur'an’ın ifadesiyle "müttakiler üzerine bir borçtur." Müslüman, "Nasıl olsa boşanıyorum" diyerek her türlü haksızlığı ve vefasızlığı kendine mubah göremez. Veda ederken bile asaletini ve inancının zarafetini korumak zorundadır.
Modern Savrulmalar ve Fıtratın Korunması
Ne var ki, Kur'an''ın kadına tanıdığı bu eşsiz haklar, güvenceler ve vicdani yaklaşım, zaman içinde İslam toplumlarının tarihsel ve kültürel hafızasında maalesef çeşitli yaralar almış, zaman zaman asıl bağlamından koparılmıştır. O muazzam değerler sistemi, geleneksel bazı yanlış algıların gölgesinde kalmıştır. Diğer taraftan, Batı dünyasında geçtiğimiz yüzyılda sanayi devrimiyle başlayıp günümüze uzanan kadın hakları hareketleri de kadını layık olduğu mevkiye taşımak niyetiyle yola çıkmış; ancak gelinen noktada kadının fıtratını ve tabiatını tamamen göz ardı eden bir maceraya dönüşmüştür. Kadını cinsiyetsizleştiren, onu salt teknolojik veya biyolojik bir düzleme hapseden bu modern savrulma, kadına gerçek anlamda hakkını ve huzurunu verememiştir.
Geleceğe Dair Sorumluluk
Bugün, dinin korunması için önce insanın, bilhassa da insanın "selim fıtratının" korunması gerekmektedir. Hem İslam âlemine hem de ilim insanlarına düşen hayati bir görev vardır: Batı'nın düştüğü fıtrat bunalımını ve kendi tarihimizdeki marazlı bakış açılarını doğru teşhis etmek zorundayız. Kendi kusurlarımızla ve gelenekteki yanlış kadın algılarıyla yüzleşmeden, insanlığa sunabileceğimiz evrensel bir reçete olamaz. Kur'an'ın aydınlık mesajını, vahiy ve akıl birlikteliğiyle yeniden okuyarak; kadının saygınlığını, ailenin huzurunu ve toplumun vicdanını ihya edecek ilkelere sıkı sıkıya sarılmalıyız.
Unutmayalım ki, insanı yaşatmayan, kadının onurunu yüceltmeyen ve selim fıtratı korumayan hiçbir sistemin insanlığa vadedeceği bir gelecek yoktur.
#kuran #kadin-haklari #islam-hukuku #selim-fitrat #vahiy-ve-akil #aile-hukuku #toplumsal-adalet #bakara-240 #bakara-241 #bakara-242